ÇİŞ
Okul harçlığımı çıkarmak için organizasyon işlerinde çalışıyorum. Kira, fatura, kredi kartları.. Aslında kazandıklarım bunları ödemeye anca yetiyor. Üniversitede ki 4. senem. Hala 1 ve 2 sınıftan dersleri vermeye çalışıyorum. Dersler zor, bütün dersler sözel ve ingilizce. Benim gibi sayısal kafasında ki bi insan için farklı bir dünya. İki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramazken, kompozisyon yazmam bekleniyordu. Not sistemi de kötü, okula başladığım yıl bologna süreci diye bir şey başlattılar. 50 olan CC sınırı 65'e çıktı. 74 ortalamayla CC düşüyordu. Hala sistemi bilmeyen hocalar var. Sınıfın çoğunluğuna 50-60 arası not verip, iyi bir şey yaptıklarını düşünüyorlar. Hocalar da ayrı bir dert. Hem Türkiye'de ki ezberci eğitimden, üniversite sınavının 3 saatle sınırlandırılmasından yakınıyorlar hem de kafam kadar makaleleri bize ezberletip 90 -100 dakikalık bir sınavda bu ezberi en ufak bi yorum katmadan yazmamızı bekliyorlar. Zaten çalışmaktan doğru düzgün okula gidemiyorum. Gittiğimde de dersi asıp arkadaşlarla takılıyorum.
Düzenli çalıştığım bi iş yok. Factotum'um ben. Elimden her iş gelir ama hiç bi işte uzmanlaşmayı düşünmem, sıkılınca bırakırım. 4 yıl içinde İstanbul'da yapmadığım part time iş kalmadı. Genelde organizasyon işlerinde çalışıyorum, hem daha az yorucu oluyor hem de parası iyi. Her organizasyonun da bir öncekinden farklı bi heyecanı oluyor. Özellikle de devlet zirveleri. Şu anda Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi için supervizörler bize Harbiye Askeri Müzesini gezdiriyor. Görev bölgelerimizi anlattılar. Genelde organizasyon işlerinde toplantı salonunun kapısında boş boş beklerdim ama burada fotokopi işleriyle ilgileneceğim. Makinelerle ilgilenen adam fotokopi makinesinin nasıl çalıştığını, özellikle de bizi ilgilendiren kısımları detaylı bir şekilde anlattı. O sırada fotokopi makinesiyle yapabileceğim çılgınca şeyleri düşündüğüm için pek dinlemedim. Bu Harbiye'de ki ilk işim olacaktı. Hemen hemen kimse müzeyi bilmediği için herkese ayrıca neyin nerde olduğunu gösteren, müzenin bir krokisini dağıttılar. Montumun cebinde diş kürdanından, kıvrılmış akbil fişlerine kadar çöpe atılmayı bekleyen gereksiz çöpler vardı. İçinde kaybolmasın diye kağıdı arka cebime koydum. Vizörler çalışma günlerimizi söylediler, müzede ki işimiz bugünlük bitmişti. Kapıya çıktım, bi tütün sarıp Anılı aradım işim bitti görüşelim diye. Kadıköy için sözleştik. Metrobüs'e binip Kadıköy'e geçtim.
Kadife sokakta ki barların birine oturup içmeye başladık. İyi bir içici değilim, kafa olmam için 3 bira göt olmam için 4 bira yeterdi. Anıl Fuat'la iyi içerdi. Fuat içmek için içerdi. Muhabbeti fixti. Okula geldiği günler hep başı ağrırdı, dün çok içmişti. Naber dememizi beklerdi ne kadar içtiğini söylemek için. Biraz ilgi orospusuydu. Fuat:
- Kardeşim, nasılsın?
- İyidir abi, sen naapan?
- Sorma ya, başım ağrıyor amk, hala sarhoşum. Dün çok içmişimde.
(gözlerimin içine hadi dün kaç tane içtiğimi sor der gibi bakar)
- kaç tane içtin?
10 , 15 arası bir rakam olurdu hep. Hatta bir gun bizde içiyoruz amk sanki yarış yapıyor ben 3ncudeyim sen ikincidesin ben 5nciyi içiyorum sen daha 3 demisin falan vay amk içtiğimi saymaktan keyf meyf koymamışdı o aksam sonra bu tuvalete gidince bi baktım bunun boşlara yarısı duruyo biraların, sordum amk gazı kaçıyor bi de ısınıyo dedi ben de onları ertesi gun bidona doldurup dolaba koymuş sonra aksam içmiştim.
Neyse Anıl'la ikişer bira içip evlere dağıldık. Otobüs çok sallandığından acayip sıkışmıştım. İner inmez çişimi etmem lazımdı, eve kadar yetişemezdim. Cami tuvaletleri paralı üzerimde para yoktu. Yol üstünde yeni yapılan bi kaymakamlık binası vardı. Açılışı yapılmamıştı, daha önce alkolun cesaretiyle girip işemiştim kimse yoktu içerde. Ön kapıdan girip direk tuvaletin yolunu tuttum. İçerisi yine boştu. Tuvaletlerin olduğu bölümün kapısını açıp hızla içeri giderken kenarda kulübenin içinde sıçrayan bi adam gördüm. Güvenlik ya da hizmetliydi galiba.
İzin istemek için geri döndüğümde bi 5 saniye yüzüme baktı sonra siktir git lan burdan dedi. Altıma yapmak üzere olduğum için ısrar etmeye başladım. Bu onu daha da sinirlendirdi.
-Çık dışarı! Çık! Belanı sikmeden terket burayı!
-Abi iki dakika işeyip çıkacağım, tekrar temizlerim işediğim yeri, çok sıkıştım. Biraz sakinleşse ikna edecektim amk.
-Çık lan, yoksa polis çağırırım.
- İyi amk çıkıyoruz..
- Çık (yakamı çekiştirmeye başlıyor) orospu çocuğu! Sen kimsin lan!
Arkamı dönüp:
- Bak, çıkıyorum işte, sözlerine dikkat et, yakamı da bırak buna hakkın yok. Asıl sen kimsin amk böyle davranıyorsun.
Bu onu başta ürkütse de sonra daha saldırgan yaptı. Zaten çıkmakta olduğum bir yerden beni yaka paça dışarı atmaya çalışıyordu amk. Ben de sinirlendim. Kapının önünde durdum:
- Kapının önünde duruyorum lan, napacaksın? Sokakta durmam da mı yasak? Hatta çişimi duvara yapacağım amk, nasıl olsa burada bana karışamazsın.
En fazla macera arayan bi özel güvenliktir amk. Ama dışarıda dokunamaz bana düşüncesiyle duvar dibinde kemerimle oynamaya başladım. Belindeki silahı çıkarıp bana doğrulttu. Aklı sıra beni korkutmaya çalışıyordu. Ama güvenlik görevlisinin silah çıkarması bile suçtu. Bi de doğrultuyordu bana! Naapcan la, sıkacan mı, sık amk götün yiyorsa hadi diye üzerine yürümeye başladım. Elinde ki silahı göstererek bu mu lan erkekliğin, bu muydu bana diklenirken güvendiğin dedim. Silah çıkarması beni çileden çıkarmıştı. Şikayet edecek ve götünden kan alacaktım amk, bi çiş için çıkardığı aksiyona bak. Bu silahı tekrar beline sokup "gel lan orospu çocuğu"* diyerek üzerime yürüdü.
Karakolda burnundan fitil fitil getirmek için yeterince delil vardı elimde, birde üzerine darp kaymak olurdu. Hem de görev alanı dışında saldırıyor bana. Yürüdüm üzerine yumruk sallıyorum ama dayı 50 yaşlarında olduğu için kalpten gider diye hafif tırsıyor hafifte acıyorum, onunda bir ailesi var düşüncesi ona vurmama engel oluyor. Ama bi yandan da yaptıklarını, dediklerini yanına bırakmak istemiyorum. Karakolda özür dilerse ben de şikayetimi geri alırım. Hem güvenlikçi adam, işten uzaklaştırılsa bir daha iş de bulamaz.
Tişörtümden yakaladı beni, vurmaya çalışırken kafamı çekince yumruğunu duvara geçirdi. Bir iki tane geçirip kurtuldum elinden. Çevremde toplananlar ya da polisi arayan var mı diye bakıyorum. Kimsenin sikinde değiliz. Dayı elini yaralamış olacak ki sen bekle orospu çocuğu, geliyorum şimdi diye içeri girdi.
Bekleyecek halim yoktu altıma etmek üzereydim. İleride ki camiye gittim, tuvaleti kapalıydı. Kapıdan çıkışta dayıyı gördüm elinde beyaz hortum gibi bi boruyla beni arıyordu. Çattık amk diye yanına gittim. Abartmıştı iyice. Kahvenin önünde tam birbirimize girmek üzereyken çevreden gelen insanlar ayırdı. Polis çağırın şikayetçi olacağım dedim. Bekle çağırıyorum orospu çocuğu dedi. Görüyorsunuz abi sabahtan beri beni tahrik etmek için ana avrat sövüyor dedim. Ben topluluğun desteğini almaya çalışırken dayı cebinden telsizi çıkarıp, çavuşdereye bi ekip gönderir misiniz diyince içimden kocaman bi hasssiktiiiirr çektim.
Anonsdan sonra 2 dakika geçmeden önümüze 2 tane ekip otosu durdu. Çıktılar dayıyla tokalaştılar, ne oldu hayırdır muhabbetleri. Dayı "bu piç binaya girmeye çalıştı" dedi. Adamlar sorunun ne senin der gibi bana baktılar, bende dayıyla eşit muamele görme hakkım olduğunu düşünerek, selamlaşmak için elimi uzattım. "indir lan elini yavşak" deyince orada bi trajedinin kurbanı olduğumu anladım. Nezarette olabileceğini kestirebileceğim şeyler olacaktı ve ben bir şey yapamayacaktım.
Ağlamak dayıya en yüce hazzı yaşatırdı. Yalvarmam, okulumdan, ailemden, geleceğimden bahsetmem, özür dilemem ona yıllardır yaşamadığı bir zevk yaşatacaktı. Elime kelepçe taktılar ve arabaya bindim. Kelepçeyi sırf beni oradaki insanların içinde rencide etmek için takmışlardı.
Gülümsemeye başladım. Dayı " gül sen gül içerde nasıl güleceksin bakalım" diye tehdit ediyor bir yandanda küfür ederek yumruk atmaya devam ediyor. Polis yeter abi vurma darp raporunda çıkar diye uyarıyor dayıyı. Dayı gülmesin orospu çocuğu sinirimi bozuyor diyor. Polis gülmemem konusunda beni uyarıyor, arkasına dönüp:
- La olm sen mal mısın niye gülüyorsun, aklınla zorun mu var? Hem o kaymakamlıkta ne işin vardı?
-Çişimi edecektim.
- İşeyecek başka yer mi yoktu.
-Param yoktu.
Dayı:
-İçkiye paran çıkıyordu ama sarhoş orospu çocuğu dedi.
-İçkiyi arkadaşım ısmarlamıştı dedim, sırıtarak.
Karakola doğru giderken önde ki iki toy polis dayının emekliliği konuşmaya başladılar, bana da dayı hakkında bilgi toplama fırsatı doğmuştu.
Emekliliğine 2 sene kalmıştı. Ama 3 ay önce çıkan 50 yaş üstü polis memurlarının emekliliğine kadar devlet binalarına güvenlik görevlisi olarak atanmasıyla ilgili yasa kendisinde büyük üzüntü yaratmıştı. Ön koltukta oturan iki toy (kendisinin de salak olduklarını düşündüğü) polis memurunun kendisinden üst rütbede bulunmasının ona nasıl koyduğunu görebiliyordum. Halinden yakınır gibi:
- Bu yaştan sonra düştüğümüz duruma bak dedi.
- Polisler olsun abi emekliliğe kadar kafan rahat olur işte diyordu. Belki de dayı bu mesleği yaşatacağı aksiyon için seçmişti. Onca yıllık meslek hayatında bir üstün hizmet ödülü ya da başarı sertifikası gibi bi ödül almamıştı. Ya da bunu yapabileceği bi fırsat önüne çıkmamıştı. Torunlarına anlatacak bir anısı yoktu. Toy polisler onu anlayamıyorlardı. Bi tarafta mesleğinin daha başında, parası iyi, sahip oldukları kapasitede yapabilecekleri en iyi iş diye bakan genç ve birazcık saf polisler diğer tarafta ise ülkenin en karışık olduğu ve polisliğin en uzak durulan ve istenmeyen meslek olduğu yıllarda bu mesleği seçmiş ve şimdiyse onca yıllık emeğinin karşılığında küfredilir gibi güvenlik görevlisi olarak atanmış bir adam vardı. Belki de o önde oturan iki genç polisten nefret ediyordu. Bu kadar çok polis alınmasa belki oraya atanmazdı ve devlet daha düşük maliyetli özel güvenlik görevlilerini seçerdi. Belki de beni merkeze götürerek ben daha ölmedim demek istiyordu.
Bi yandan yaşadığım trajediyi düşünürken bi taraftan da dayıya torunlarına anlatacak bir hikaye verdiğim için inceden seviniyordum. Karakola girdiğimizde, başkomiserin odasına gitmek için beklerken ben tuvalete gitmek için izin aldım. Sonra başkomiser çağırdı bizi. Başkomiserle dayı muhabbet etmeye başladılar, dayı olayı anlatırken çarpıtıyordu, sarhoş olduğumu ve binaya girip ona saldırdığımı söylüyordu. Sarhoş değilim diye araya girdim. Ama başkomiser fena azarladı beni, ben konuş demeden konuşursan içeri atar 24 saat çıkarmam seni dedi. Sustum. Dayı anlattı. Sonra bana birşey sormadan ikimizi de hastaneye götürdüler. Amk daha rolümün ne olduğunu bilmediğim bir tiyatro dönüyordu etrafımda ve ben kendimi tutamayıp gülüyorum diye dayıdan dayak yiyordum ve polislerden de azar işitiyordum.
Darp raporu almak için hastanenin aciline girdik. Beni banka oturttular ve burda bekle dediler. Kelepçeli ellerimle insanları ürkütmüş olacam ki yanımdan kalkıp uzaktan beni izlemeye başladılar. Dağınık saç, kirli sakal, siyah parkam ve kelepçeli ellerimle dışarıdan azılı bir suçluyu andırıyordum. Bacaklarımı iki yana açıp Deniz Gezmiş gibi dik oturayım dedim. Ama pis sırıtışımla daha çok Jokerin nezaret sahnesini andırıyordum. Bende beklerken o sahneyi oynadım.
Doktor yanına çağırdı, darp olup olmadığını sordu yok dedim. Yüzümde ki ve boynumda ki morlukları gördü. Polisleri dışarı çıkardı ve istersem darp raporu verebileceğini, tehdit edilip edilmediğimi sordu. Sıkılmıştım bu oyundan yok dedim.
İlkokul öğretmenime bigün kavgadan dolayı gidip şikayet etmiştim. Kavga ettiğim için sürekli dayak atardı bana, gelip ona söylemiyorun, kendi kafama göre hareket ediyorum diye. O gün karşılık vermeyip öğretmene gittiğimde bana "simorf seni dövmüşlerse kesin hakedecek bişey yapmışındır." demişti. Polisin de gözümde o hocadan farkı yoktu.
Sonra dayı girdi içeri, diğer polisler hemen benim rapora baktılar. Dayı dizini ve dirseğinde ne zaman olduğunu anlamadığım yaraları gösterdi, sonra yanlışlıkla duvara vurunca yumruğunda oluşan yarayı gösterdi. Ardından, yaşadığı ruhsal bunalımla ilgili psikologtan da rapor alır herhalde diye bekledim.
Hastaneden çıkıp tekrar karakola gittik, dayı ifade vermeye geçti ben de üzerimdeki eşyaları çıkarıp nezarete girecektim. Ayakkabı bağına kadar çıkaracaktım. Sümüklü mendiller, akbil fişleri, tütün kağıtları, eskimiş bildiri. Mont 2-3 aydır bu kadar detaylı temizlenmemişti. Bildiriyi yırtılmasın diye dikkatle açtı genç polis, 3 ay önce cadde de göz atmak için almıştım sonra atmayı unutmuşum, kalmış cebimde dedim. Dursun bu kenarda dedi. Her şeyi çıkardın mı dedi. Evet dedim. Gel bakayım dedi, ürkek bi tavırla beni arıyordu. Belime elini koyduğunda ürken bu adamı devlet 1-2 sene sonra insanların baksırının içine kadar ellerini sokan, sokakta gbt yapan polislerin arasına katacaktı. Göt cebimde katlanmış bi kağıt çıktı. Harbiye Askeri Müzesinin krokisi. Orada çalıştığımı söyledim.Organizasyon şirketinin numarasını felan verdim ki orda baya tanınan biriydim, aradıklarında beni hatırlayacaklarını söyledim. Tamam dediler beni nezarete tıktılar. Ne zaman çıkacağımı sorduğumda bu gece zor yarın sabah savcı ifadeni alıp yollar dedi.
Nezaret
İlk defa nezarete girmiştim hayatımda, kafamda ki gibi leş bi yerdi ve soğuktu. İki kişiydik içerde, yan tarafta da 8-10 kişi vardı. Yanımda ki abi üşümeyim diye battaniye verdi. Bitlenirsin üzerine alma, sadece kafana yastık yap dedi. Montu üzerime alıp uzamdım sonra dayı bana bakmaya geldi, gece skicem belanı sen bekle dedi. Uyudum, bi süre sonra polisler çağırdı, komiserin odasına gittim. Krokiyi sordu anlatmaya çalıştım, orayı aradık böyle biri çalışmıyor dedi. Nasıl çalışmıyor ya o kroki o zaman bende ne arıyor diye atarlanınca azarladı beni, "pardon"da ki polislerden de insafsızdı mk. Tkp bildirisini sordu, söyledim. Kaymakamlıkta ne aradığımı sordu. Çiş dedim. Yalan söyleme bombalıyacakmıydın orayı dedi. Abi ne bombalaması ne diyonuz demeye çalışıyordum ki götürün bunu içeri dedi, diğer polise de terörle mücadeleye haber ver dedi. Hassiktir yaa dedim, dönüşü olmayan bir boka doğru el birliğiyle sürüklendiğimi anladım amk. Terörle mücadeleyi bekledim onlar ne tiyatro çevireceklerdi bakalım.
Bi saat falan nezarette bekledim. O sırada yanda ki abiyle muhabbet ettim. Durumu anlattım, polisle kavga etmeyecektin, artık daha nereye uzanır bilemezsin dedi. Abi de Mardinliymiş, Libya'dan tatile gelmiş iki günlüğüne, havaalanı pasaport kontrolünde içeri almışlar. Gitmeden komşusuyla bir didişmesi olmuş, komşu da bunu dava etmiş, yurt dışında olduğu için haberi yok, mahkemeye gitmeyince hakim yakalama emri çıkartmış. Yakalandığı içinde en az 24 saat gözaltında tutulup ertesi gün de mahkemeye çıkarılacakmış ya da hakim izinli olduğu için mahkemeye kadar göz altında tutuluyordu. 2 günlük iznin amına konmuştu, pasaporta da el koymuşlardı, tekrardan Libya'ya gidişi de meçhuldü.
Bi saat sonra polis beni tekrar çıkarıp komiserin odasına götürdü, komiser bu kez şeker gibiydi. İçeri 4 tane sivil giyinimli adam geldi. Selam verip kendilerini tanıttılar, tek tek elimi sıktılar. Naaptın sen böyle yaa anlat bakayım dediler. Ben konuşayım mı der gibi komisere baktım. Sonra bizi yalnız bırakın dediler ve komiser çıkınca beni kurtarsa kurtarsa bunlar kurtarır amk yoksa siki tuttum deyip olayı olduğu gibi anlattım. Dinlediler vay amk sen naapmışın simorf dediler, memleketi sordular, Yozgat dedim, Yozatı bilen bi abiyle Yozgatı konuştuk. Eski mhpli belediye başkanı, şimdi akpli yozgat milletvekilini sordu siyasi görüşümü öğrenmeye çalışıyorlardı. Olayın akp ve mhp içinde avantajlarını ve dezavantajlarını anlattım. Siyasi bi gruba üye olup olmadığımı söylediler.
-Yok abi ben parti tutmam.
-Geçmişte üye olduğun bi yer var mıydı dediler.
- Yok, bi ara emepe gidip geldim, orda da üyelik kaydı doldurmadım dedim.
-Emepden bişe olmaz daha böyle radikal bi örgütü soruyoruz dedi. Gelmeden sicilimi incelediklerini anladım. O an üni 1'de yaşadığım olayı, cepheli bir çocukla olan muhabbetimi anlattım. Kimse muhabbet etmiyordu onunla, ben de dışlamanın kötü birşey olduğunu düşündüğüm için samimi davrandığım biriydi. Bi gün yardım için beni çağırıp bir poşet dolusu bildiriyi aradan verdikten sonra içerden alması için onu beklerken yakalandığım olayı olduğu gibi anlattım. Çocuğu ifşa etmediğim için okuldan kınama almıştım, ama sonra mal kendini defalarca ifşa etmişti okulda. Ekiptekiler kendi arasında abi çocuğa yaptıklarına bak, hiç bi suçu yok çocuğun, olayı getirdikleri noktaya bak felan gibi konuşuyorlardı yanımda. Suçsuzluğumu pekiştirmek için yanımdaki kır saçlı abiye Türk dili konuşan ülkeler zirvesinde görev alıp almadığını sordum. Evet dedi. Basın çadırının orada mı dedim. Evet dedi. Bende orada basın çadırında görevliydim dedim. Bu da krokiyi açıklıyordu, orospu çocu şirketim tanımıyoz dese de. ( Sonra şirkette numarasını verdiğim vizörleri arayıp sordum neden öyle söylediler diye, bana kimse aramadı dediler.) Vatan emniyetten gelenler bizlik bi işin yok, komisere de söyleriz daha fazla tutmazlar seni dedi. Ama polis şikayetçi olur mu olmaz mı bilmiyoz dediler. Gece beni döveceğini söyledim, biz konuşuruz bişey yapamaz dediler, tekrar nezarete girdim sonra ifademi alıp zifiri karanlıkta saldılar beni. İçerde geçirdiğim zamanı düşününce muhtemelen sabah oluyor diye düşündüm. Telefonu alıp saate baktığımda 12'ye geldiğini gördüm. Eve gidişte dayının kaymakamlık binasından bana baktığını fark ettim. ne de olsa benden büyük, nasıl bi dünyası var kim bilir gidip özür dileyim diye oraya yönelince kapıyı kitledi, elini silahına götürdü, elimle özür dilemek istediğimi söylemeye çalıştım, bana karşı bi öfke beslemesin istiyordum, bende beslemiyecektim. Ama eliyle git dedi, öyle olsun deyip eve gittim.
Aradan 1-2 ay sonra öss'de kopya skandalı patladı, ösym binasının önünde çadırlı eylemler vardı, imza topluyorlardı. Üsküdar'da ki ösym binasında da eylem vardı. Arkadaşlarla geçerken imzalıyalım la deyip yaklaştık standa, tam kalemi elime alıp kafamı eğdiğimde karşımdan biri sen imzalayamazsın dedi. Kafamı kaldırdığımda Sezer'i gördüm. Emep'te beraber takılırdık, yaklaşık 2 senedir görmemiştim onu. Ayak üstü muhabbet ettik. Benim evim şurda dedim, benim evimde orda dedi, detaylı anlattığımızda aramızda bi sokak mesafe olduğunu fark ettik, bunca zaman karşılaşmamız garipti. Telefonları alıp ayrılacaktık ki arkamdan birinin bombacı! Bombacı diye bağırdığını duydum. Dönüp baktığımda terörle mücadelede ki adamları gördüm. " la bizim bombacı bu, harbiden o" " gel lan buraya diyince hababam sınıfındaki ufaklık gibi koştum yanlarına.
-napıyon la bombacı.
- iyi abi, gençlere destek veriyodum, imza atıyodum.
-iyi, iyi destek ver gençlere, aferin, biz de saldırı felan olmasın diye başlarında bekliyoz dedi.
-eyvallah abi, kolay gelsin dedim. Belki ülkücüler saldırmasın diye bekliyordu başlarında, belki de oraya gelen insanları fişliyordu.
Yanlarından ayrılmak için izin istedim, Sezer'le telefonları alıp vedalaştık, arkadaşların yanına gittim, Taksime doğru devam ettik.