11 Şubat 2015 Çarşamba

Son Anlar

Yoğun bakım ünitesi önünde kaygılı bir tartışma sürüyordu. Doktorlar hastanede kalırsa birkaç ay daha yaşayabileceğini söylüyorlar ama ayrılırsa 1 ay bile yaşayamayabileceğini söylüyorlardı. Kadın, babasının son arzusunu yerine getirmek istediği için bunun kesin kararı olduğunu vurgulayarak söyledi. 
Başhekim, asistanına çıkış işlemlerinin başlatılmasını söyledi ve beraber yavaşça hastanın odasına girdiler. Yüzünde iyi bir haber verecekmiş gibi bir gülümsemeyle odaya giren başhekim Nuh bey gözünüz aydın bugün sizi taburcu ediyoruz dedi. Nuh, 70 yaşlarında ve akciğer kanserinin son evresinde olduğu için hastanenin yoğun bakım ünitesinde oksijen tüpüne bağlı yaşayan bir emekli edebiyat öğretmeni. Acı çektiği her halinden belli olan bir gülümsemeyle, doktorlara teşekkür ettiğini belirtmek amacıyla ve kararı onaylayan bir tarzda başını hafifçe öne eğdi. Doktorlar hazırlanmaları için kızıyla babasını baş başa bırakıp odadan ayrıldılar. Kızı telaşla babasının eşyalarını toplarken bir yandan da doktorun kendisine söylediği talimatları babasına anlattı. 
Toparlanma işlemi bittikten sonra Nuh, tekerlekli sandalyenin arkasına takılı oksijen tüpüyle ve hemşirelerin yardımıyla hastane önüne gelen taksiye bindirildi. Kızı da son kez çevredekilerle vedalaştıktan sonra taksiye bindi. Taksiciye gidecekleri yerin adresini söyledi ve yola çıktılar. Nuh takside son kez hastane personeline, ardından hastaneye ve hastanenin bahçesine baktı. Yol boyunca da dışarıyı izlemeyi tercih etti. Gördüğü her şeyi son kez gördüğünün bilinciyle sanki ilk kez görüyormuş gibi inceleyerek izliyordu. Anısı olan yerlere daha uzun bakıyordu. Onlarla ilgili kafasında yer eden anıları sanki hafızasını gözden geçirir gibi canlandırmaya çalışıyordu. 
Eve geldiklerinde taksici de Nuh’un eve kadar çıkarılmasına yardımcı oldu. Kızının verdiği bahşişi başta almak istemese de kızın ısrarı karşısında dayanamayıp aldı. Yatağına yatırılan Nuh, son günlerini geçireceği evi baştan aşağı süzdü. Karısından kalan son hatıra olan muhabbet kuşu, akvaryumdaki balıklar ve odadaki çiçekler, eski ekran televizyon, boyası matlaşmış duvarlar ve duvarlardaki hatıralar… Son günlerinde kendisine onlar dostluk edecekti. 
Taksiciye ücreti veren kızı babasının yanına giderek son kontrolleri yaptı ve babasına acil durumlarda ne yapması gerektiğini anlattı. Babası, kolunu kaldırmadan eliyle kızına yanına gelmesini işaret etti. Kız yanına yaklaştığında başını hafifçe kaldırmaya çalışarak oksijen maskesinin içinden belli belirsiz bir “sağ ol” dedi. Kızı kendisini yormamasını, onun için gerekirse her şeyi yapabileceğini söyledi. Ardından kumandayı eline alarak televizyonu açmamı ister misin dedi. Nuh, onaylar bir tavırla başını öne eğdi. Televizyonu açan kızı “ne izlemek istersin?” diye sordu. Sonra bunun saçma bir soru olduğunu fark edip kanalları gezmeye başladı. Bir yandan açılan kanalı izleyip izlemeyeceği hakkında yorum yaparak durumu kurtarmaya çalışırken kendi içinde de son günlerini yaşayan bir insanın ne izlemek isteyeceğini düşündü. Bir belgesel kanalında durdu ve sevinçle “aha sen seversin belgeseli” dedi. Baba duruma tebessümle karşılık verdi. 
Kızı, televizyonun yanında özgürlüğü anlatırcasına ormanı, doğayı, vahşi yaşamı gösteren belgesele bakıp bunun doğru bir seçim olup olmadığını düşünürken bir anda yayın gitti. Kız, duruma şaşkınlığını belirtmeye çalışırken birkaç saniye sonra boğazına bir şey kaçmış gibi soluksuz kaldı. Önce kendini zorlayarak nefes almaya çalışsa da yapamayacağını anlayınca bir eliyle göğsünü tutarken diğer eli de yardımını istercesine babasına uzattı. 
Nuh yatağından güçlükle doğrulup kızının eline doğru uzanmaya çalıştı ama kendisinin bağlı olduğu başucundaki 1 metrelik oksijen tüpünün hortumunun yetişmediğini farkedince olduğu yerden gözyaşları içinde kızının çaresiz kıvranışlarını izledi. Kızı, kendisini hayata getiren babasının karşısında bir ağız dolusu kanı kusarken son nefesini verdi. 
Nuh yaşadığı acının şokuyla haykırarak ağlamaya başladı. Bedenin verdiği acı sanki yaşadığı acıyı bastırıyor gibi daha da çok haykırmaya çalıştı. O sırada gözlerinin önünde kızını kaybetmenin acısını paylaşacağı birisini arar gibi çevresine bakınırken muhabbet kuşunun da kafesin dibinde cansız bir halde yattığını görünce hemen akvaryuma baktı. Balıklar da kararmış suyun yüzeyinde ters dönmüşler, karınları yarı dışarda ve cansız bir halde duruyorlardı. Nuh çevresinde bir canlı arama umuduyla çiçeklere baktığında, onların da solduğunu, yapraklarının düştüğünü gördü.  
Nuh bir an dünya üzerinde sağ kalan tek canlı olabileceği gerçeğini düşündü. Ağlaması kesildi ve bir süre acıyla karışık bir halde bu gerçeğin verdiği hazzı yaşadı. Canlı yaşamının devamından sorumlu kişi kendi yaşamını bile devam ettiremeyecek biriydi. Duvardaki boyaların çatlamaya başladığını görünce, tüpteki oksijenin de bir süre sonra biteceğini anlayan Nuh, zamanın kısıtlı olduğunu fark etti ve ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Önce yataktan doğrulup ayaklarını sandalyenin oraya uzattı ve büyük bir gayretle oksijen tüpünü tekerlekli sandalyenin arkasına koydu. Sonra kendisi yataktan tekerlekli sandalyeye doğru uzandı. 
Sandalyeye oturduğunda soluklanmak için biraz bekledi. O sürede kızını da belki bu şekilde kurtarabileceğini düşündü. O an neden aklına gelmemişti? Zamanın kısıtlı olduğunu bilen Nuh sandalyeyle kapıya doğru yöneldi. Yerde yatan kızının yanına geldiğinde bir süre başında bekledi. Babalık görevini yerine getiremediğini düşünüp ağlayarak ondan af diledi ve kendini toparladı. Ardından alan dar olduğu için yatağa tutunarak sandalyeyle kızının üzerinden geçti ve koridorun yolunu tuttu. Giderken son bir kez arkasına baktı. Önce yerde yatan kızına baktı ardından odaya baktı, en son perdenin aralığından gözüken dışarıya baktı. Hava zehirli bir gaz yayılır gibi morlaşıyordu ve yerlerde çatlamaya başlamıştı. 
Nuh koridoru geçip banyoya girdi. Lavabonun önünde durdu ve tıraş malzemelerinin olduğu kutudan usturayı eline aldı. Usturayla dağılan aynada son bir kez kendine baktı. Oksijen maskesinden dolayı yüzünü tam göremiyordu. Orada usturayla yaptığı ilk tıraşı anımsadı, hala tazeydi anıları. Derin bir iç geçirip usturayla bileğini kesmeye başladı. O an eroinmanların eroini vücuda enjekte ettiklerinde yaşadıkları yücelik ve sonsuzluk duygusuna benzer bir his bütün vücudunu sarmaya başladı. Diğer bileği de kestikten sonra tükenen bedeni yere yığıldı. Oksijen maskesi takılı bir halde yerde yatarken, son anlarında yüzünde hafif bir tebessümle damarlarından akan kanları izledi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder